Sessizliğin En Ağır Yükü
Kızgınım...
Herkese, Her şeye, En çok da susanlara…
Çok kızgınım.
Sadece Kendime değil…
Sofraya oturduğumda ekmeğin küçüklüğüne,
Marketin çıkışında başımı öne eğdiğim kasiyere,
Ay sonunu getiremeyip hâlâ “çok şükür” demeye çalışan dilime de kızgınım.
Ama asıl…
Bizi yönetenlere kızgınım.
Gözümüzün içine baka baka yalan söyleyenlere.
“Enflasyon düşüyor” diyenlere…
Ama mahalle bakkalında peynirin gramını tarttıran hayata bizi mecbur bırakanlara.
Kızgınım. Çünkü bu ülke benimdi.
Ama her sabah biraz daha yabancılaşıyor bize.
Toprağımız, suyumuz, insanımız elimizden kayıp gidiyor.
Olanı biteni ekranlardan değil, mutfaktan öğreniyoruz.
Ve artık öyle bir yerdeyiz ki,
yoksulluk utanılacak bir şey değil — alışılacak bir şey gibi sunuluyor.
Sadece ekmek değil,
umudun da gramı ölçülür oldu.
Bir çocuk okulda kantin sırasına giremiyor.
Bir emekli pazarda artıkları topluyor.
Ama yukarılarda hâlâ lüks sofralar kuruluyor.
Ve biz her gün biraz daha sessizleştiriliyoruz.
Ama yetmedi mi?
Yeter artık!
Ben bu ülkeyi seviyorum.
Bu halkı seviyorum.
Ama yönetene, susturana, küçümseyene…
Halkı hor görene, alın terini hiçe sayana…
Kızgınım. Çok kızgınım.
Ve en çok da susanlara…
Haksızlık karşısında başını çevirene, “bana dokunmayan yılan...” diyene…
O yılan seni de sokacak, bilmiyorsun.
Üstelik sadece biz değiliz bu çemberin içinde.
Küresel kıtlık artık kapıda.
Afrika’da, Asya’da milyonlar açlıkla sınanıyor.
Ve Gazze’de…
Bir lokma ekmek için çocukların gözleri kararıyor.
Bir avuç un, bir damla su için analar feryat ediyor.
Dünya, açlığı sadece rakamlardan ibaret görüyor;
oysa açlık, insanlığın en ağır sınavıdır.
Ama biz ne yapıyoruz?
Kendi soframızda gramla peynir tartarken,
başkalarının açlığına gözlerimizi kapatıyoruz.
İşte bu yüzden kızgınım:
Çünkü biz, vicdanımızı da kaybediyoruz.
Ama ben biliyorum.
Ben bu yazıyı yazarken, ellerim titriyorsa
Bu sadece öfke değil…
Hâlâ bir umudun kalmış olması.
Çünkü hâlâ buradayım.
İçimden konuşanlara ses olmak için yazıyorum.
Bir gün bu düzen değişsin diye,
Bu halk tekrar başını dik tutsun diye,
Bu ülkenin evlatları hak ettiği gibi yaşasın diye…
Ve unutma:
Bu halk unutmaz.
Sandık gelir. Hesap sorulur.
Ve o gün geldiğinde,
Bu yoksulluğun, bu talanın, bu utanmazlığın defteri bir bir açılır.
Ben Hüzün.
İçimden konuşuyorum, ama artık yüksek sesle.
Çünkü ben hâlâ buradayım.
