Hüzün Yücel

huzun@habernabiz.com

14.01.2026 tarihinde yayınlandı.

Bir kadın hâkimin, görev yaptığı adliyede, üstelik kanunu uygulamakla yükümlü bir savcı tarafından hedef alınabildiği bir ülkede, sokakta yürüyen kadınlara “güvendesiniz” demek artık mümkün değil.

Eğer hukuk tarafından korunması gereken bir kadın bile korunamıyorsa, kaldırımda yürürken, otobüse binerken, işten eve dönerken ya da bir arkadaşıyla çay, kahve içerken kadınların başına neler gelebileceğini düşünmek bile insanın içini ürpertiyor.

Kadına yönelik şiddet yıllardır “münferit” denilerek geçiştirildi. “Özel alan” denildi, “ani öfke” denildi, “tahrik” denildi. Daha da kötüsü; katil takım elbise giydi, kravat taktı ve iyi hâl indirimi kaptı.

Ölen de öldüğüyle kaldı.

Şiddet haberlerini her yerde, her alanda gördük. Ama bu kez şiddet, adaletin tam ortasında ortaya çıktı. Bir kadın hâkim vuruldu. Fail ise tesadüfi biri değildi; hukuku temsil eden, yasa uygulayan ve kanunlarla toplumu koruması gereken bir savcıydı.
O an yaşananlar, bu ülkenin fotoğrafını bütün çıplaklığıyla gösterdi.

Hâkimin hayatta kalmasını sağlayan şey, sistemin refleksi değil; adliyede çalışan hükümlü bir çaycının müdahalesi oldu. Devletin en korunaklı binasında, bir kadını hayatta tutan şey; ünvanlar değil, bir insanın cesaretiydi.

Daha sonra savcı tutuklandı. Hâkim ise tedavisinin ardından taburcu edildi.

Bu elbette önemli ama yeterli değil.

Çünkü mesele yalnızca bir kişinin tutuklanması ya da bir kadının hayatta kalması değil. Mesele, bunun yaşanabilmiş olması.
Bu gerçek artık hiçbir gerekçeyle örtülemez.

Şiddet yalnızca sokakta pusuda bekleyen bir tehdit değil. Şiddet, makam odasına da girebiliyor. Üniforma da giyebiliyor. Statü de taşıyabiliyor.

Kadınlar yıllardır adliyelere korunmak için geliyor. Uzaklaştırma kararları istiyor, tehditleri anlatıyor, başlarına ne geleceğini sezerek kapı kapı dolaşıyor.

Kimi zaman dosyalar bekletiliyor, kimi zaman “delil yok” denilerek geri çevriliyorlar. Bugün ise adliyelerin kendisi kadınlar için güvenli bir alan olmaktan çıkmış durumda.

Bir kadın hâkimin vurulması, “güçlü” kabul edilen bir kadının bile korunamadığını gösterdi.

Peki ya ismi duyulmayanlar?

Şikâyeti ciddiye alınmayanlar?

Hakkında koruma kararı varken öldürülenler?

Onlar zaten uzun zamandır güvende değildi.

Sorun yalnızca bir güvenlik açığı değil.

Sorun, cezasızlık.

İyi hâl indirimleri, haksız tahrik gerekçeleri, tutuksuz yargılamalar… 

Her biri, şiddeti yeniden üreten bir sistemin parçası hâline geldi. Kadın beyanı hâlâ tartışılırken, erkek şiddeti çoğu zaman “anlaşılmaya” çalışılıyor.

Bir savcının işlediği şiddet karşısında sessiz kalmak, tarafsızlık değildir. Sessizlik, bu düzenin devamına razı olmaktır. Çünkü her sessizlik, bir sonraki fail için cesaret üretir.

Ezcümle; kadına yönelik şiddet artık yalnızca kadınların meselesi değildir.
Bu, adaletin, hukukun ve devletin meselesidir.

Ve çözüm; süslü açıklamalarda değil, gerçek soruşturmalarda, açık hesap vermede ve cezasızlığın sona erdirilmesindedir.
Bugün bir kadın hâkim vuruldu.

Peki yarın kim?

Bu soruya hâlâ net bir cevap verilemiyorsa, gerçek de nettir:

Hiçbir kadın güvende değil.

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.