Hüzün Yücel

huzun@habernabiz.com

12.01.2026 tarihinde yayınlandı.

Ortadoğu bugün yalnızca siyasi krizlerin değil, insan hayatının giderek görünmezleştiği bir coğrafyaya dönüşmüş durumda.

Haritalar yeniden çiziliyor, ittifaklar değişiyor, dengeler tartışılıyor. Ancak bütün bu büyük başlıkların altında sessizce kaybolan bir gerçek var:

İnsan.

Bölgede yaşananlar ne tesadüf, ne de anlık patlamalarla açıklanabilecek gelişmeler.

Ortadoğu’nun bugünkü hali, yıllardır biriken hesaplaşmaların, ertelenen çözümlerin ve bilinçli belirsizliklerin sonucu. Her yeni çatışma, geçmişte görmezden gelinen sorunların daha sert biçimde geri dönüşü.

Bu tablonun merkezinde ise İran yer alıyor.

İran, sahada doğrudan savaşan bir aktör gibi görünmese de Ortadoğu’daki pek çok denklemde belirleyici bir rol üstleniyor. Bölgesel nüfuz alanları, ideolojik bağlar ve dolaylı güç unsurları üzerinden yürütülen bu etki, çatışmaların seyrini doğrudan etkiliyor.

Gazze’de yaşananlar da bu geniş çerçevenin dışında değil. Burada yaşananlar yalnızca iki taraf arasında sıkışmış bir savaş değil; küresel güç dengelerinin, bölgesel hesapların ve sessiz kabullerin kesiştiği bir alan. Uluslararası sistemin sınırları, bu krizle birlikte bir kez daha görünür hâle geliyor.

Uluslar arası hukuk metinleri var, Avrupa İnsan hakları mahkemesi kararları var, dünya liderlerinden açıklamalar var ama tüm bunların sahada karşılığı yok.

Yardımlar konuşuluyor, fakat hayata geçirilemiyor.

Tepkiler dile getiriliyor, ancak sonuç üretilmiyor. Bu boşluk, en çok sivillerin hayatında derinleşiyor.

Suriye ise artık dünyanın sıradanlaştırdığı, daha da acısı alıştırıldığı bir dram.

“Durgun” ya da “kontrol altında” denilen süreç, gerçekte sadece ilginin azaldığı bir yıkımı ifade ediyor. İran’ın etkisinin en net hissedildiği alanlardan biri olan Suriye’de, insanlar hâlâ yerlerinden ediliyor; mahalle çatışmaları kızıştırılıyor, mezhep çatışmalarına göz yumuluyor, ev kavramı ise geçici bir hatıraya dönüşmüş durumda.

Masalarda kurulan cümlelerle sokaklarda yaşananlar arasındaki uçurum her geçen gün büyüyor. Diplomasi ilerliyor gibi görünürken, hayatlar yerinde saymıyor; geriye doğru gidiyor.

Yemen’den Lübnan’a, Körfez hattından Irak’a kadar uzanan geniş coğrafyada benzer bir tablo var.

Gerilim hiçbir zaman tamamen düşmüyor. Sadece biçim değiştiriyor.

Çünkü Ortadoğu’da krizler çözülmüyor; dengeleniyor. Sorunlar ortadan kaldırılmıyor; yönetilebilir seviyede tutuluyor.

Büyük güçler sahneden çekiliyormuş gibi yapıyor. Ancak askeri varlık azalırken, ekonomik ve stratejik etki devam ediyor. Silah ticareti, enerji anlaşmaları ve vekil aktörler üzerinden kurulan bu düzen, İran’ı hem hedef hem de araç hâline getiriyor.

Sonuçta değişmeyen tek şey var: Kaybeden halklar.

Ne mezhepler kazanıyor ne sınırlar umut getiriyor. Yoksulluk kalıcılaşıyor, göç sıradanlaşıyor, gelecek fikri belirsizleşiyor.
Ortadoğu’nun asıl sorunu silahların çokluğu değil; insan hayatının değersizleştirilmesi. Bir ölüm sayı oluyor, bir yıkım operasyon başlığına sığınıyor, bir halkın yerinden edilmesi güvenlik gerekçesiyle açıklanıyor.

Ve bütün bu karmaşanın içinde acı bir gerçek duruyor: Ortadoğu’da barış ihtimal dahilinde.

Ama İran merkezli bölgesel hesapların ve küresel güç mücadelelerinin gündeminde, hâlâ ilk sıralarda yer almıyor.

Velonga Haber Yazılımı ile hazırlanmıştır.