8 Mart’ta Kadınlar Yaşamak İçin Adalet İstiyor
Türkiye’de kadına yönelik şiddet yalnızca bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda ağır bir toplumsal sorun.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre son yıllarda her yıl yüzlerce kadın kocaları ya da yakını olan erkekler tarafından öldürülüyor.
Resmî verilere ve sivil toplum raporlarına göre yalnızca 2024 yılında 394 kadın cinayeti kayıtlara geçti. Aynı yıl 259 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu.
2025 yılı verileri de benzer bir tabloya işaret ediyor. Yıl boyunca yayımlanan raporlara göre en az 391 kadın erkekler tarafından katledildi. Platformun 11 aylık raporuna göre ise 260 kadın öldürülürken, 267 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu.
Bu sayılar yalnızca istatistik değil.
Her biri bir insan…
Bir hayat.
Bir anne.
Bir kız çocuğu.
Her yıl 8 Mart geldiğinde meydanlar doluyor.
Sloganlar atılıyor.
Kadınların gücünden, haklarından, eşitlikten söz ediliyor.
Siyasiler “Kadınlar başımızın tacıdır” diyor.
Ama 8 Mart’a birkaç gün kala yine bir anne, bir çocuk ve nice kadın katledilip toprağa veriliyor.
Bir kadın daha…
Bir çocuk daha…
Ve biz yine aynı cümleyi kuruyoruz:
“Ölüm bağıra bağıra geldi”
Oysa mesele “Ölüm bağıra bağıra geldi” cümlesi değil.
Mesele toplumsal sorumluluk…
Ne yazık ki Fatmanur Çelik ve küçük kızı artık aramızda değil ama onların hikâyesi bize bir şey anlatıyor.
Kadın cinayetleri istatistik değildir. En acısı da her birinin yarım kalmış bir hayat, yarım kalmış bir gelecek demek olmasıdır.
Ve bazen 4, 6, 8 yaşında yarım kalan bir çocukluk…
Yine bu 8 Mart’ta çiçekler verilecek.
O süslü püslü konuşmalar yapılacak.
Kadınların değeri anlatılacak.
Ama belki de en önemli soru şu:
Bir kadını daha ne zaman kaybedeceğiz?
Ve daha da önemlisi…
Bir gün gerçekten hiçbir kadının ölümü önceden hissedilmeyecek bir ülkede yaşayabilecek miyiz?
Çünkü bir toplumun vicdanı, kadınlarının ne kadar yaşadığıyla ölçülür.
